İçeriğe geç
Rize Bakış

Hayata işe yarar notlar, burçlara canlı çağrışımlar

Psikoloji 4 dk okuma Mert Koral

Övgüyü Kabul Etmek Neden Bu Kadar Zor Gelir?

İltifat karşısında konuyu değiştirmek ya da kendini küçültmek çok yaygın bir tepkidir. Bu refleksin nereden geldiğine ve övgüyü kabul etmenin nasıl öğrenildiğine bakıyoruz.

Bir işi iyi yaptığınız söylendiğinde içinizden geçen ilk cümle nedir? Pek çok kişi için bu cümle teşekkür değil, bir savunmadır: "Aslında çok da zor değildi", "Şansım yaver gitti", "Herkes yapardı". Övgü, dışarıdan bakınca alınması en kolay şey gibi görünür; oysa gündelik hayatta insanların önemli bir bölümü iltifat karşısında sıkılır, konuyu değiştirir ya da karşısındakinin sözünü kibarca geçersiz kılar. Bu tepki kibarlıkla açıklanamayacak kadar tutarlı ve yaygındır.

Övgüyü reddetmek neden refleks hâline gelir?

Övgü, kişinin kendisi hakkındaki resmi ile dışarıdan gelen resmi karşı karşıya getirir. Bu iki resim örtüşmüyorsa ortaya bir gerilim çıkar. Kendini "vasat ama çok çalışan" biri olarak tanımlayan kişi, "çok yeteneklisin" cümlesini duyduğunda bunu bir hata gibi algılar ve düzeltme ihtiyacı duyar. Reddetme, aslında iltifatı değil, kişinin kendi iç tanımını korumaya yönelik bir hamledir. Bu yüzden ne kadar içten söylenirse söylensin, iltifat yerine oturmaz.

İkinci bir sebep, övgünün beraberinde getirdiği beklentidir. Bir kez "sen bu işi çok iyi yaparsın" denildiğinde, kişi bundan sonra aynı düzeyi sürdürme zorunluluğu hisseder. Övgüyü kabul etmek, bu görünmez sözleşmeyi imzalamak gibi gelir. İltifatı küçültmek ise çıtayı alçak tutmanın, gelecekteki olası bir başarısızlığı şimdiden yumuşatmanın yoludur. Kısa vadede rahatlatır, uzun vadede kişinin kendi emeğini görmesini engeller.

Yetiştirilme biçiminin payı

Pek çok kültürde alçakgönüllülük açık bir değerdir ve çocuklukta "kendini övme" uyarısı sık duyulur. Bu terbiye, olumlu bir sosyal işlev taşır; ancak zamanla iltifatı kabul etmenin bile böbürlenme sayıldığı bir iç kurala dönüşebilir. Övgüye "sağ ol, ben de öyle düşünüyorum" diye karşılık vermek, bu kuralı çiğnemek gibi hissettirir. Oysa kabul etmek ile övünmek aynı şey değildir; biri karşıdakinin gözlemini onaylamaktır, diğeri kendi hakkında iddia üretmektir.

Aile içinde övgünün nadir ya da koşullu verildiği ortamlarda büyüyen kişilerde tablo biraz daha karışıktır. Takdirin yalnızca büyük başarılarda geldiği bir ortamda, sıradan bir iltifat tanıdık gelmez. Tanıdık olmayan her şey gibi, önce şüpheyle karşılanır: "Acaba bir şey mi isteyecek?", "Beni rahatlatmaya mı çalışıyor?" Bu şüphe kötü niyetten değil, alışkanlığın yokluğundan doğar.

Kendini kandırma hissi

Bazı kişiler başarılarını dışsal etkenlere bağlama eğilimindedir: zamanlama, yardım eden bir arkadaş, kolay bir görev. Bu bakış sürdüğünde, iltifat gerçek bir bilgi değil, karşıdakinin eksik bilgiyle verdiği bir hüküm gibi görünür. Kişi kendini bir yanlış anlaşılmanın içinde hisseder ve iltifatı kabul etmeyi neredeyse dürüstlüğe aykırı bulur. Oysa bir işin çıkmasında birden fazla etken bulunması, kişinin katkısını yok saymayı gerektirmez.

Burada işleyen mekanizma seçici bir muhasebedir. Hatalar kişisel kusur hanesine, başarılar dış koşullar hanesine yazılır. Aynı olaya bir arkadaşınız için baksanız, muhtemelen çok daha adil bir dağılım yapardınız. Bu asimetriyi fark etmek, övgüyle kurulan ilişkiyi değiştirmenin ilk adımıdır.

Reddetmenin karşı taraftaki karşılığı

İltifatın geri çevrilmesi yalnızca kişiyi ilgilendirmez. Övgüde bulunan kişi, gözlemini paylaşmış ve bir tür yakınlık kurmuştur. "Yok canım, abartıyorsun" cevabı, o gözlemi geçersiz sayar ve karşıdakini fark etmediği bir biçimde geri iter. Sürekli reddedilen iltifat, zamanla söylenmez olur. Böylece kişi hem takdiri duymaz hem de duymadığı için kendisi hakkındaki olumsuz tabloyu doğrulanmış sayar. Döngü kendi kendini besler.

Kabul etmeyi öğrenmenin pratik yolları

En işe yarar başlangıç, cevabı kısaltmaktır. "Teşekkür ederim" tek başına yeterli ve tam bir karşılıktır. Açıklama, düzeltme ya da karşı iltifat eklemek zorunlu değildir. İlk denemelerde bu cümle eksik ve hatta biraz küstah hissettirebilir; bu his, alışkanlığın kırılma sesidir ve birkaç tekrarda azalır.

  • İltifatı duyduğunuzda bir saniye bekleyin; ilk aklınıza gelen savunma cümlesini söylemeyin.
  • "Teşekkür ederim" deyin ve isterseniz sadece somut bir ayrıntı ekleyin: "Bu bölüm üzerinde epey uğraşmıştım."
  • Övgüyü hemen iade etmeye çalışmayın; sırf dengelemek için söylenen karşı iltifat samimiyetini yitirir.
  • Kendinizi geri çevirirken yakaladığınızda not alın; hangi konularda kabul etmenin daha zor olduğunu görürsünüz.

Övgüyü kabul etmek, kendini olduğundan büyük görmek değildir. Yapılan işin görülmesine izin vermek, karşıdakinin verdiği bilgiyi çöpe atmamaktır. Zamanla bu küçük alışkanlık, kişinin kendi emeğine dair daha gerçekçi bir kayıt tutmasını sağlar. İnsan neyi yaptığını doğru hatırladığında, bir sonraki işe daha az tereddütle başlar.

Psikoloji kategorisinden